limon

rr.jpg
* Okuma yazmayı yeni öğrenen oğlum önüne gelen herşeyi okumaya başladı. En son banyodaki klozet kapağının markasını okuduğunda heyecanla yanıma koştu. Anne, bizim klozet sürekli popo gördüğü için mi
bu kadar MUTLU?
 * * *
*Anne, ağaçlar nasıl bizim hava almamızı sağlıyor?
-Şimdi yeşil bitkilerde ve ağaçlarda, onlara yeşil rengi veren klorofil diye bir madde var. Güneş sayesinde bu bitkiler fotosentez yapıyorlar, yani karbondiyoksit alıp bize oksijen, yani temiz hava veriyorlar.
-Yani ben şimdi elime yeşil bir salatalık alıp yürürsem,  temiz hava mı almış olurum?
* * *
*Taksi şoförü Rüzgar’a sorar.
-Sen ne tarz müzik dinlemekten hoşlanırsın?
-Klasik müzik tabii ki!
-Aaa ne güzel, ne mesela?
-We will rock you!
* * *
* Anne bak, yüzümü sivilce ısırmış !
* * *
*-Oğlum, güvenlik sebebiyle, bu sene okuldaki Noel kutlamalarında anneler olmayacakmış.
-Ama annem yanımdayken ben daha güvende olurum??
* * *
*Anne, şimdi hani bazen sabrın tükeniyor ya, sonra geri geliyor mu???
* * *
*-Oğlum bak bu manda yoğurdu, çok faydalı, ye biraz.
-Manda nasıl yoğurt yapmış ki anne?
* * *
*Rüzgar ile bağımlıklarla ilgili sohbet ediyorduk, ufak ufak beynini yıkamaya çalışıyordum. Sigara, alkol, uyuştrucu gibi maddelerin insanlarda nasıl bağımlılık yarattıklarından, zavallılaştırdıklarından bahsediyordum.
-Anne sen hiç alkol içmiyor musun peki?
-İçiyorum tabii ki canım ama arada sırada, öyle içmeden duramayacak kadar, hep isteyecek kadar değil.
-Peki ya babam?
-Baban daha çok sever, daha sık içer ama kontrolden çıkacak kadar çok içmez, ben mesela 22 senedir tanıyorum babanı, hiç sarhoş görmedim.
-Ben gördüm bir kere sarhoş!
-Aaaa, nasıldı, ne yapıyordu??
-Hiiiç, senin herzamanki halin gibiydi.
-Nasıl yani???
-Çocuğunu çok seven bir anne gibiydi işte, hep gülüyordu ve sürekli sarılıp öpüyordu!
* * *
*-Oğlum ya, bak yine pantalonunu boya yapmışsın!
-Aman anne, boşversene, baloya mı gidiyorum!
 * * *
*Geçen gün, fikirlerine çok saygı duyduğum bir arkadaşım oğlunun hastalığını, internetten duyduğu bir limon mucizesi sayesinde yendiğini anlatmıştı. Ayağı ve topuğu limonla 10 dak boyunca ovmak, gribal enfeksiyonu tedavi etmek için kullanılan etkili bir yolmuş. Bu akşam Rüzgar boğaz ağrısından şikayet edince, ona bu yöntemi anlattım. Karşıklı uzun süre gülüştükten sonra, onu ikna etmeye çalıştım:
-Oğlum, haklısın, saçma göründüğünün farkındayım, ama bir deneyelim, ne kaybederiz ki?
-Limon kaybederiz!

çocuk beslemek

12196285_10153701597145070_3656035068412264255_n

 

*”Anne, bana büyük bir kardeş yapar mısın ?”

 

* * *

 

*Rüzgar için baş örtülü kadınlar her zaman bir merak konusu olmuştur. Bıkıp usanmadan her baş örtülü kadın gördüğünde bana nedenler ve niçinlerle ilgili bir yığın sorun sorar. Her seferinde bir çocuğun anlayabileceği şekilde, benim bile tam vakıf olamadığım konuları dilim döndüğünce anlatmaya çalışırım. Yine öyle bir gündü.

-Anne, bu kadın neden başını örtmüş?

-Hani anlatmıştım ya oğlum, müslümanların kitabı olan Kuran’da “güzelliklerinizi örtün” anlamına gelen bir cümle vardı. Bu kadın da çok inançlı olduğu için…

-Ee şimdi bu kadın saçlarının çok mu güzel olduğunu düşünüyor yani?

 

* * *

 

*Rüzgar bugün spor ayakkabılarıyla bir hayli yağmurun altında yürümek zorunda kaldı. Eve geldiğimizde ayakkabıları ve çorapları yağmurdan sırılsıklam olmuş ve ayakları donmuştu. Evde hemen sıcak su dolu bir leğen hazırladım ve ayaklarını içine koydum. Rüzgar’ın tepkisi: “Oh anneciğim, çok iyi geldi. Sen çocuk beslemesini iyi öğrenmişsin!

 

 

* * *

 

*Oğlan parkta yorulmuş ve susamıştır. Annesinden su ister. Ancak annesi oğlunun su isteme şeklini beğenmemiştir ve dolaylı bir yolla “lütfen” demesini ister.

-Anne, su!

-Nasıl bir su isteme şekli oğlum o, sihirli kelimeyi söyle!
-Hımm, sihirli kelime mi? AŞK !

 

* * *

 

*Çocuk yere düşer. Annesi çok ciddi bir düşüş olmadığını gördüğü için umursamaz davranır. Güya oğlunu güçlü ve acıya dayanıklı bir birey olarak yetiştirecektir. Oğlan yerde yattığı yerden bağırır. “Anne, kitaplardan okuduğun gibi davranma bana, içinden geldiği gibi hadi koş gel yanıma, sarıl bana”!

 

* * *

 

*-Anne, Fazilet Hanım’ın adı Fazilet mi yoksa Fazilet Hanım mı?
-Fazilet oğlum.
-Peki neden hanım diyoruz?
-Çünkü eğer o kişi bizim arkadaşımız değilse veya yaşı bizden çok büyükse, hanım diye hitap etmek daha doğru.
-Anladım anne. Benim de sana Lerna Hanım demem lazım. Hem arkadaşım değilsin, hem de benden büyüksün!
* * *

 

*Saat sabah’ın 7 si, Rüzgar yatağıma koşup geliyor ve beni öpücükleriyle uyandırıyor. Çok mutlu ve huzurlu bir şekilde uyanıyorum ve “ohh” diyorum, “cennet bu cennet”. Sonraki konuşmamız aynı şu şekilde gelişiyor.

-Ama anne sen ölmedin ki, neden burası cennet diyorsun?

-Oğlum bazen mecazi anlamda da kullanırız, yani gerçekten cennet değil ama onun gibi güzel anlamına geliyor.

-Peki cennet nasıl bir yer anne?

-Kimse gitmediği için bilmiyoruz, ama böyle ışıklar içerisinde, bol yeşillikleri olan, bol kırlı, çiçekli bir yer hayal ediliyor genelde.

-Başbakan orayı da kesin yıkar öyleyse!

 

* * *

 

*Arkadaşının doğum gününde animatörler Rüzgar’ın yüzünü boyamışlardı yine. Ben pek hoşlanmıyorum bu boyalardan ama arada sırada oyun bozan anne olmamak adına izin veriyorum. Eve geldiğimizde söylene söylene Rüzgar’ın yüzünü yıkamaya başladım.
-Of oğlum ya, bak yine çıkmıyor bu boyalar, bari siyah boya kullanmalarına izin vermeseydin!
-Eee anne ne yapalım, çocuk bakmak kolay değil!
* * *

 

*Misafir gelecek diye ben harıl harıl etrafı topluyorum, Rüzgar da diğer taraftan dağıtıyor. Salonda kirli çoraplar, koltuğun üstünde kitaplar, evin heryerinde legolar, yerlerde arabalar…
-Oğlum, 2 dakikada dağıttın evi! Ben topluyorum, sen dağıtıyorsun, yeter ama!
-Ama anne tam tersi, toplama sakın, evde çocuk yaşadığı belli olsun!
* * *
* İki gün üst üste arkadaşlarıyla Halloween partisinde eğlencenin doruğuna çıkan Rüzgar sonunda yatağa yattı ve şöyle dedi: “Anne, neden gözlerimi kapattığım zaman arkadaşlarımı tavanda dans ederken görüyorum??”

 

* * *

 

*Burcunun özelliği olduğu için mi bilmem, Rüzgar’da acayip bir para merakı başladı. Verdiğim haftalıkları biriktiriyor, ona oyuncak almaya niyetlendiğim zaman, direkt reddedip, oyuncağa harcayacağım parayı ona vermemi istiyor, en önemlisi de durup durup benden para dileniyor. Bu tarz konuları çocuklarla konuşmaktan hiç hoşlanmasam da nedense birden bire ağzımdan çıktı!

-Oğlum param yok bitti, neden bir tek benden istiyorsun, babandan da istesene biraz?
-Ama ayıp olur anne!

-Ee bana ayıp olmuyor mu?

-Ama sen bana daha tanıdıksın!!

 

Yabani…

velo

*Rüzgar’ın kara çarşaflı kadın yorumu:
-Anne, sen hiç siyah hayalet gördün mü?
-Hayır oğlum, nerden çıktı o?
Adada çok var onlardan!
* * * * * * * * * *
*”Anne, kız kulesi var da, erkek kulesi neden yok?”
* * * * * * * * * *
*Bebek’te, karşıdan karşıya geçmek için bekliyoruz. O sırada hızla gelen bir motor, ani bir frenle, önümüzde U dönüşü yapmakta olan bir arabaya çarpmaktan son dakika kurtuldu.
Ben: -Oh, motor ucuz kurtuldu!
Rüzgar: -Ya, öyle mi gerçekten anne, motor ucuz olduğu için mi kurtuldu?
* * * * * * * * * *
*-Biliyor musun anneciğim, Milou’yu çok özlüyorum, hergün aklıma geliyor ama içim çok rahat.
-Hangi anlamda oğlum?
-Ona, cennette çok güvendiğim birinin baktığından eminim.
-Kimmiş o?
-Atatürk !!
 * * * * * * * * * *
*Vapurda karşımızda genç bir çift oturuyordu. Rüzgar kızı da, oğlanı da uzun uzun inceledikten sonra bana döndü:
-Anne, bence bu kızla bu erkek sevgili değiller.
-Nerden anladın oğlum?
-Çünkü birbirlerine hiç benzemiyorlar.
-Ne ilgisi var bununla?
-Babam demişti ki, “birbirlerini çok seven ve uzun zaman birlikte olan çiftler birbirlerine benzemeye başlar”. Bunlar hiç benzemiyor birbirine, demek ki birbirlerini sevmiyorlar!
* * * * * * * * * *
*-Anne ben büyüyünce doktor olmaya karar verdim.
-Aaa, güzel ama ne oldu da fikrini değiştirdin birden ?
-Doktor olursam herkes benim yanımda rahatça soyunabilir, herkesi çıplak görebilirim böylece !
* * * * * * * * * *
*Derme’de St Nicolas kilisesindeyiz. Tur rehberiniz dinlerle ilgili bize bilgi veriyor. Sonra konu Adem ile Havva’ya geliyor. Tanrı önce Adem’i yarattı, sonra kaburgalarından Havva’yı yarattı deyince Rüzgar aniden bana dönüyor ve milleti yerlere yatıran sorusunu soruyor: “Anne, ne diyor bu??”
* * * * * * * * * *
*-Anne, hani ormanlar kralı aslan ya…
-Evet oğlum, öyle diyorlar, neden?
-Merak ettim, tüm aslanlar mı kral yoksa tek bir aslan mı??
-Hiç düşünmedim oğlum…
-Bence bir düşün!
* * * * * * * * * *
*X kişi : -Tipiniz çok değişik, yabancı mısınız?
Rüzgar : -Evet yabaniyiz biz!
* * * * * * * * * *
* Rüzgar ve arkadaşı vapurda birlikte seyahat ederken şakadan yumruk savaşı oyunu oynuyorlardı. Arıza anne olarak ben hemen oyunlarını yarıda kestim.
-Oğlum, nasıl bir oyun bu, biliyorsun biz seninle şiddete karşıyız, şaka bile olsa sevmiyorum bu tarz oyunları!
-Eee o zaman kağıt kalem ver abi!

Hangi kenara?

11695904_10153457104650070_5308247152395800865_n

*Çok sevdiğim bir arkadaşım bana Kore’den salatalık bazlı tek kullanımlı yüz maskelerinden getirmiş. Heveslenip hemen yüzüme koydum ve 10 dakika o şekilde koltukta oturup kuruması için beklemeye başladım. Beni öyle görmeye alışık olmayan Rüzgar panikle ne olduğunu sordu. Yüzüm yavaş yavaş gerildiği için kısa cevaplar vermeye çalıştım.
-Anne, o ne?
-Maske.
-Ne için peki?
-Güzel olmak için.
-Peki sen şimdi böyle güzel olduğunu mu düşünüyorsun??

 * * *
 *Rüzgar yazı-tura atıyor: “yazı mı öbürü mü?”
* * *
*Aikido antrenmanı sonrası Rüzgar, aikido formasını çıkartıp çantasında buruş buruş olmuş tişörtünü giyinir. Annesi söylenir.
-Oğlum, tişörtünün hali ne böyle??
-Evlenmeye gitmiyorum anne, birşey olmaz!
 * * *
*Ne zaman Rüzgar ile Galata civarında geziye çıksak, oradaki galerilerin çoğunda resmedilmiş dervişleri hayranlıkla incelediği ve her defasında  beni soru bombardımanına tuttuğu için  sema ayinine gitme zamanımızın geldiğini düşündüm:
Şimdi gözlerinizi kapatın. Galata Mevlevihanesini hayal edin. Salon dopdolu. Ancak içerde büyük bir sessizlik hakim. Uzaklardan hafif bir tasavvuf müziği duyuluyor. İzleyenler  huzur dolu yüzleriyle, adeta gülümseyerek, hissederek, gördükleriyle bütünleşerek orada durup dua eden semazenlerin dönmeye başlamalarını bekliyorlar. Sonra semazenler birden yere çömelip birbirlerine karşılıklı selam veriyorlar. O ana kadar hayranlıkla ve sessizce seyreden Rüzgar kendini tutamayıp birden bağırmaya başlıyor. “Aaa anne bak, dervişler aikido selamı veriyorlar, aikido yapacaklar galiba şimdi!!!”
* * *
*Senede bir kez bile olsa bazen kuaföre Rüzgar ile gitmek zorunda kalıyorum. Okullar tatil olduğu için yine mecburen oğlumu kadın muhabbetinin içine sokmak zorunda kaldığım bir gündü. Önümüzde bir kadın beyaza kaçan uzun sarı saçlarını kocaman bikudilerle sardırmış, lulelerinin oluşması için bekliyordu. Rüzgar onu görür görmez beyecanla yanıma koştu ve kulağıma fısıldadı: “Anne, yanımızda oturan kişi Mozart mı???”
* * *
*-Oğlum bak, eğer yazın seni Disneyland’a götürmemi istiyorsan bir müddet dışarda yemek yemeyi ve taksiye binmeyi azaltıp, kenara para koymamız gerekiyor.
-Tamam anneciğim, hangi kenara koyalım?
* * *
*-Oğlum sen mi hapşırdın?
-Evet anne, neden sordun, “aferin ne güzel hapşırdın” mı diyeceksin?
-Hayır oğlum, “çok yaşa” diyecektim, neden öyle dedin ki şimdi?
-Ne yapsam “aferin” diyorsun da ondan!
* * *
*Metro çıkışında, saçları beline kadar uzun bir adam önümüzde yürüyordu.
-Oğlum bak abi saçlarını ne kadar uzatmış!
-Abinin uzattığını nerden biliyorsun, belki kendi kendine uzamıştır?
* * *
*Rüzgar iki tekerlekli bisiklete binmeyi yeni öğrendi. Ben de malum panik anne henüz bu duruma pek alışamadım, belki bana ihtiyacı olur, veya düşecek gibi olursa tutarım diye hala arkasından koşuyorum. Yine geçen gün adada Rüzgar almış başını bir hız gidiyor bisikletle, ben de diğer bisikletlerden ve faytonlardan çok korktuğum için panik bir biçimde peşinden koşturuyorum. Sonra baktım Rüzgar aniden kenara çekip durdu.
-Ne oldu oğlum, neden durdun?
-Peşimde at koşuyordu anne!
* * *
*Metroda karşımızda çok güzel bir kız oturmuştu. Simsiyah saçları, yeşil gözleri vardı. İnce, uzun, çok zarif bir kızdı. Dayanamayıp Rüzgar’a gösterdim:
-Oğlum bak, karşıda oturan kız ne kadar da güzel.
-Yok anneciğim ya, senden biraz farklı ya, o yüzden sana güzel gelmiş!
* * *
*-Anne’ciğim, Atatürk iyi biri miydi.
-Tabii ki oğlum, hep anlatıyorum ya çok iyiydi diye.
-Ama savaşıyordu hep?
-Evet ama ülkemizi düşmanlardan kurtarmak için savaştı.
-Başka ne yaptı?
-Ohoo, bir sürü şey değiştirdi ülkemizde. Mesela kıyafetleri değiştirdi, fes yerine şapka giyinelim istedi, çarşaf yerine elbise. Sonra eskiden arap harfleri kullanırdık, şimdi latin alfabesi.
-Arap harfleri ne anne.
-Arapça’yı duyuyoruz ya hep, onların özel alfabesi var, bizimkinden farklı. Hani metroda Suriyeli’lerin konuştuğu dil var ya, onun gibi.
-Aaaa, ben eskiden arapça mı konuşuyordum yani???

bir bire…

20150420_173808

*Anne senin küçükken adın neydi?

* * * * * * * * * *
*Yaram kabuk bağlamış, kopartınca canım azıcık acıdı ve “ayyy” diye bağırdım. Rüzgar hemen yanıma koşup ne olduğunu sordu. Anlatınca da saçımı okşayıp, aynen şöyle dedi bana: “Anneciğim, sen çok güçlü bir kadınsın, bunun da üstesinden gelebilirsin!”
* * * * * * * * * *
*Anne, sana ikna ediyorum, benimle oynar mısın?
* * * * * * * * * * *
*Sanırım çocukla çocuk olmayı iyi başarıyorum, Rüzgar az önce bana büyüdüğümde hangi mesleği “tutacağımı” sordu:))
* * * * * * * * * *
*Geçen gün Rüzgar ile dışarlarda gezinirken gözü yerdeki kitap tezgahına takıldı.
-Anne bak sen seversin, gel hadi sana kitap alalım.
-Yok oğlum bunlar korsan kitap, burdan almam ben.
-Korsan kitap mı, hahaha ne komik, ne demek ki o anne?
-Evde anlatırım oğlum, şimdi uzun hikaye.
-Lütfen anneciğim lütfen, şimdi anlat hadi.
-Şimdi oğlum biri bir kitap yazıyor, sonra onu yayınevi bastırıyor…
-…Yayınevi ne demek anne?
-Sen evde yazıyorsun mesela kağıda, onu bir yere gönderiyorsun, onlar beğenirlerse kitap yapıp satıyorlar.
-Sonra ne oluyor anne?
-Kitap satıldığında hem yayınevi, hem yazan kişi para kazanıyor. Ama bu dışardaki kitaplar kaçak baskı olduğu için yazara, çeviren kişiye vs. para vermiyorlar.
-Neden korsan diyorlar peki anne?
-Hani korsanlar da diğer gemilerdeki altınları çalıyorlar ya, bu da bir nevi hırsızlık diye öyle demişler.
-Başka nerde korsanlar var peki?
-İşte korsan cd, dvd satanlar da var, korsan taksiciler de var…
-…Hah tamam anladım anne, şimdi biz taksicilere para veriyoruz, onlar da bize para üstü veriyorlar ya, korsan taksiciler bize para üstü vermeyen taksici demek, değil mi?!?
* * * * * * * * * *
*Rüzgar henüz tam olarak okuma yazma bilmiyor ancak anaokulunda ufak ufak el yazısı öğretmeye başladılar. Benimki bayılıyor evde birşeyler yazmaya çizmeye, özellikle yazılı bir metnin aynısını yazmaya çalışmaya. Geçen gün yine benden kopyalayacağı bir metin istedi, ben de ona el yazısı mı yoksa düz yazı mı istediğini sordum. Rüzgar’ın cevabı: “Anne, el yazısını elle yazıyoruz tamam anladım da, diğer yazıyı neyle yazıyoruz???”
* * * * * * * * * *
*Bindiğimiz taksi şöförü Rüzgar’a “sen ailen ne derse onu yapmalısın, sen onlara aitsin, onlar sana ne isterse yapar” şeklinde bir nutuk çekti. Rüzgar da “hayır birbire, birbire” diye yırtınıp durdu ama ne demek istediğini uzun süre anlayamadım. Meğerse “ben bir bireyim” demeye çalışıyormuş yavrum:)
* * * * * * * * * *
*Şifayı iyice kaptım, ateş, öksürük, boğaz ağrısı ne istersen var. Sabaha karşı Rüzgar uyanıp benimle kudurmak, sarılmak, koklaşmak istedi. “Oğlum” dedim, “ben hastayım, sana yaklaşmak istemiyorum, mikrop bulaşmasın sana, hem de hiç halim yok, sen yatağında biraz daha kal, dinlen, ben de biraz daha uyuyayım olmaz mı?”. Halime acımış olacak ki dediğimi ikiletmedi, ancak 10-15 dakika sonra panik bir şekilde yatağından bağırmaya başladı. “Annneee, mikroplar senin yatağından inip yürüye yürüye benim yatağıma gelir mi???”
* * * * * * * * * *
*-Anneciğim biliyor musun, A…. C’ye aşık ama C, de T’ye aşık, onu sürekli dudağından öpmeye çalışıyor!
-Aaa, daha şimdiden böyle şeyler mi başladı, henüz erken değil mi?
-Ben de sana aşığım anneciğim!
-Canım oğlum benim, çok tatlısın ama anneler ve çocukları birbirlerine aşık olamazlar, en azından bildiğimiz anlamda değil.
-Ama arkadaşlar da birbirlerine aşık olamaz anne!
* * * * * * * * * *
*Az önce Rüzgar gelip elimi öptü ve anneler günümü kutladı.
-Oğlum, çok teşekkür ederim ama bugün anneler günü değil, kadınlar günü. Ve el de öpülmüyor bu günlerde.
-Ama anneler de kadın zaten, ne farkı var anlamadım anneciğim…

şimdi ananası yedik!

10857918_10152922736800070_422394348120656858_n

*Ve 5 yaşındaki oğlum bile şiddet uygulayan insanların düşünme özürlü olduklarını keşfetmiş:
Geçenlerde vampir kafası şeklinde bir araba yarış seti hediye edildi Rüzgar’a, vampirin kafasında da süngerden beyin var.
-Anne’ciğim, neden vampire beyin koymuşlar, vampirlerin beyni olmaz ki?
-Nerden biliyorsun ki oğlum, hiç vampir gördün mü sen?
-Hayır görmedim anne, ama onların insanlara saldırdıklarını biliyorum, demek ki düşünmeyi bilmiyorlar, yani beyinleri yok!!

* * * * * * * * * * * *

*-Anne, ben küçükken memenden çok süt içtim mi ?
-Evet oğlum, 1 sene emzirdim seni.
-Şimdi hala sütün var mı peki?
-Yok oğlum, annelerin sadece bebekleri varken sütleri olur.
-Ama memelerin nerden biliyor ki ben şimdi küçük müyüm büyük müyüm???

* * * * * * * * * * *

*Taksici Rüzgar’a sorar:
-Kaç yaşındasın sen bakayım?
-5,5
-OOO, kocaman adam olmuşsun sen artık!
-Yok canım, o kadar da büyük sayılmam !

* * * * * * * * * * *
*Anne, bana bu kez aldığın ayakkabı çok iyi çıktı, hiç küçülmüyor, benimle birlikte büyüyor o da!
* * * * * * * * * * * *
*-Anne’ciğim, babam neden hiç çocuk şarkılarını bilmiyor.
-Çocuk değil de ondan.
-Ama o da babaannenin çocuğu!

* * * * * * * * * * * * *

*”Anne, elektrikler kesildi, halter mi indi acaba yine ?”

* * * * * * * * * * * *

-Oğlum ayakların ne güzel yumuşacık!
-Ama büyüdüğüm zaman öyle olmayacak.
-Krem sürersen olur.
-O zaman anne olurum ama!
-Neden ki?
-Çünkü anneler yumuşacık olur!
* * * * * * * * * * * *

*Tutkal şişesini yere düşüren Rüzgar’ın haykırışı: “Eyvahhh, şimdi ananası yedik!”

* * * * * * * * * * * *

*-Anneeeee, yine düştüm, büyüyecek miyim şimdi?
-Ne demek şimdi oğlum o?
-Hani düşe kalka büyüyorduk ya!

* * * * * * * * * * * * *

*Bazı tereddütlerim var. Oğlumu dünyadaki felaketlerden bihaber korunaklı bir fanusun içinde büyütmek mi yoksa kendisini ufak ufak bilinçlendirmek mi gerektiği konusunda çoğu zaman karar veremiyorum. Yine bir arkadaşımla Charlie Hebdo felaketinden çocuklarımıza bahsedip bahsetmememiz gerekti konusunda tartıştığımız bir dönemde, okulda Charlie için saygı duruşunda durduklarını öğrendik. Öğretmenleri milli yasta olduklarını anlatmıştı bile. Rüzgar’ın eve geldiğinde kafası karışmıştı biraz, Atatürk yine mi öldü diye sorunca, bu kez söz konusunun Atatürk değil Fransız gazeteciler olduğunu açıklamak durumunda kalmıştım.
Çok geçmeden 19 Ocak tarihinde Hrant Dink’in 8. ölüm yıldönümü dolayısıyla evimizin önünde kocaman bir afiş asılmıştı. Meraklı oğlum afişte fotoğrafı bulunan kişinin kim olduğunu sordu. Fazla detay vermek istemeden geçiştirmeye çalıştım. Ama soruların ardı arkası kesilmiyordu:
-Anne bu abi kim.
-Çok iyi bir gazeteci oğlum.
-Ama neden burada fotoğrafı var.
-Çünkü 8 sene önce bugün öldü, onu anmak için fotoğrafını astılar.
-Ama saçları siyah daha, yaşlı değil, neden öldü ki?
O anda nasıl cevap vereceğimi bilemedim. Şimdiye dek oğluma hiç yalan söylemedim. Gazetecilik mesleğinin zorluklarından bahsettim. Bazen gerçekleri duymak istemeyen kötü insanların olabileceğini söyledim. Konu zaten dağıldı, bu şekilde geçiştirmiş oldum, veya ben öyle zannettim, taa ki 5 gün sonra 24 ocak tarihinde Uğur Mumcu’nun 22. ölüm yıldönümü dolayısıyla asılmış afişleri görene dek. Ve sorgulama başladı yine… Taksideyiz:
-Anne bu abi kim?
-Uğur Mumcu oğlum, çok iyi bir gazeteciydi.
-Onu da mı öldürdüler anne?
O an taksiciyle göz göze geldik. İkimizin de nutku tutulmuştu. Bir müddet ne diyeceğimi bilemedikten sonra toparlamaya çalıştım. Bu kadar kötü bir dünyada yaşadığını ona henüz 5 yaşında söylemenin çok gereksiz olduğunu fark edip geri adım attım. Eskiden böyle kötü şeyler olabildiğini, o zamanlar birkaç gazetecinin gerçekleri yazdıkları için öldürüldüğünü ama artık öyle şeylerin asla olmadığını, herkesin düşündüklerini yazmaya özgür olduğunu söyleyip bu kirli dünyamızı onun hayallerinde de olsa aklamaya çalıştım.
-Evet oğlum, o zamanlar öyleydi, gerçekleri yazmak zordu ama artık öyle değil, merak etme. Artık hiç kimse öldürülmüyor, çoook eskilerde kaldı bunlar.
-Hadi hadi anne, beni kandırma, hani daha yeni Fransız abileri öldürmüşlerdi, unuttun mu!!!

eyvah, başım belada!

20141226_183615

*-Rüzgar’cığım, sen odanda kalsana, neden evin içinde beni takip edip duruyorsun?
-Ne yapayım anneciğim, mıknatıs gibi çekiyorsun beni!!

* * * * * * * * * *

* “Anne bak, kar akmaya başladı sonunda!”

* * * * * * * * * *

*-Oğlum, bilek güreşine var mısın?
-Hayır, varmam !!

* * * * * * * * * *

*-Anne, sence benim eşeğe benzeyen bir yerim var mı?

-Neden öyle diyorsun oğlum?

-Yanımdan her geçen sevmek için sırtıma vuruyor da ondan!

* * * * * * * * * *

* Alışkanlık olmuş, Rüzgar’ı uyutmadan önce mutlaka çoraplarını çıkartıp ayaklarını bir güzel koklar, sıkı sıkı öperim. Yine geçen gün böyle ayaklarının kokusunu içime çekip “ohhh ne güzel kokuyor “diye öperken, Rüzgar beni durdurdu ve düzeltti: “Sen ne diyorsun anne ya, ne güzel kokması, turşu kokuyor bu ayaklar, turşu!”

* * * * * * * * * *

*-Hadi artık şu dişim düşse de diş perisi hediye getirse!
-Aaa, unuttun mu oğlum, hani diş perisinin çok saçma olduğunu söylemiştin, ben de seni kandırmak istemeyip gerçeği anlatmıştım?
-Anne, biiyorum tabii ki diş perisi diye birşey olmadığını ama inanıyormuş gibi yapıyorum!
-Neden öyle birşey yapıyorsun peki?
-Sen, diş perisi alıyormuş gibi bana hediye al diye!!!

* * * * * * * * * *

*-Bence, 5 yaşında bir çocuğun varsa, hayatın boyunca en fazla “rezil” olabileceğin dönem budur. Öncesinde çocuğun zaten dilini çok düzgün kullanamadığı için söylediklerini kolayca geçiştirebilirsin, bundan sonra ise umarım söylediklerini daha çok tartabilecek yaşa gelecektir ancak şu an patavatsızlıkları doruk noktasındadır. Mesela başında kalan 3-5 tel siyah saçını kafasının üstünden geçirip yan tarafa tarayan piyano hocasına: “Senin kafan çok komik, aynı piyano tuşları gibi siyah beyaz” diyebilir. Veya ter kokan bir taksi şoförünün arabasına bindiğimizde: “Püfff, ne kötü kokmuş burası deyip yine beni yerin altına indirebilir. Ama asıl bateri öğretmeni ona yerine oturmasını söylediğinde, “Annem zaten benim burada boş boş şeyler öğrendiğimi söylüyor, yerime oturmazsam da olur” demesi en bombasıydı.

* * * * * * * * * *

*”Sen benim annem olmasaydın da ben tıpkı senin gibi şımarık ve komik bir anne hayal ederdim” dedi benimki bugün bana!!

* * * * * * * * * *

*Benim yüzümün asılması veya daha da kötüsü Rüzgar’a sesimi yükseltmem onun için dünyanın sonu gibi bir şey, onu çok etkiliyor, hemen boynuma sarılıp sakinleşmem için yalvarıyor adeta. Geçen gün metroya doğru birlikte yürürken yine her zamanki gibi geride kalıp etrafı kurcalamaya başlayıp, dokunduğu objeleri yere düşürdüğünde ister istemez yüzümün şekli değişti ve Rüzgar’ı oldukça sert bir ses tonuyla yanıma çağırdım. O an, elini başına götürüp “Eyvahhh, şimdi başım belada” dediğinde ben gülmekten yerlerdeydim, etraftakiler de “Kim bilir bu kadın bu çocuğa ne işkenceler yapıyor acaba?” diye açık ağız ve sorgulayan gözlerle bize bakıyorlardı. Artık ona kızdığımda sakinleşmem için bana yalvarmak yerine beni güldürmek için bu mottoyu kullanıyor. Her seferinde işe yaradığını söylememe gerek yok herhalde:)

* * * * * * * * * *

*Hala şoktayım: Beş yaşındaki oğlum bana sevmenin alışkanlık olduğunu söyledi!

-Anne biliyor musun, ben Sezgin Hoca’yı diğer basket hocasından daha çok seviyorum.

-Öyle mi, neden peki? Daha mı iyi öğretiyor yoksa daha mı güleryüzlü?

-Yoo anne, diğeri de güzel öğretiyor ve o da gülüyor.

-Neden Sezgin Hoca’yı daha çok seviyorsun öyleyse?

-Çünkü onunla baskete başladım, ona alıştım, alışık olduğum için de onu seviyorum!

* * * * * * * * * * *

Previous Older Entries